Totoş Küfür mü? Dil, Ahlak ve Gerçeklik Üzerine Felsefi Bir İnceleme
Bir filozofun gözünden bakıldığında, kelimeler yalnızca iletişim araçları değil, aynı zamanda varlıkla ilişki kurma biçimleridir. Her sözcük, bir anlam dünyası yaratır; kimi zaman bu dünya mizah doludur, kimi zaman da saldırgan. “Totoş küfür mü?” sorusu ilk bakışta gündelik bir merak gibi görünür. Ancak bu sorunun içinde etik, epistemoloji ve ontoloji açısından derin bir tartışma saklıdır. Çünkü bir kelimenin küfür sayılıp sayılmaması, yalnızca dilbilimsel bir konu değil, aynı zamanda toplumsal değerlerin, niyetin ve anlamın nasıl kurulduğuna dair felsefi bir problemdir.
Etik açıdan “Totoş”: Sözcüğün niyeti mi, etkisi mi belirleyici?
Etik, insan davranışlarının ahlaki değerini sorgular. Bu bağlamda bir kelimenin küfür olup olmadığını belirlemek için şu soruyu sormalıyız: Bir sözcüğün etik değeri, niyetle mi yoksa etkisiyle mi ölçülür? “Totoş” kelimesi Türkçede farklı bağlamlarda kullanılabilir — kimisi için sevecen, çocukça bir lakap; kimisi için küçümseyici ya da argo bir ifade. Burada belirleyici olan şey, kelimenin kullanım bağlamı ve konuşanın amacıdır.
Eğer bir kişi “Totoş” kelimesini birine sevgisini dile getirmek için söylüyorsa, etik anlamda bu bir yakınlık ifadesidir. Fakat aynı kelime küçümseyici ya da cinsel çağrışımlı biçimde kullanıldığında, etik sınırı aşar. Dolayısıyla, kelimenin etik konumu sabit değil, bağlama göre değişkendir. Bu da ahlaki değerlerin mutlak değil, toplumsal ilişkiler içinde anlam kazandığını gösterir.
Epistemolojik açıdan: Ne zaman bir kelime “küfür” olur?
Epistemoloji, bilginin doğasını ve sınırlarını araştırır. “Totoş küfür mü?” sorusunu bilgi felsefesi açısından ele aldığımızda, şu temel meseleyle karşılaşırız: Bir toplum, bir kelimeyi nasıl ‘küfür’ olarak bilir?
Bir kelimenin küfür olarak kabul edilmesi, genellikle kolektif bilinç içinde paylaşılan anlamlarla ilgilidir. Bu anlam, ne sözlüklerde ne de bireysel tercihlerde doğar; dil topluluğunun ortak uzlaşısıyla inşa edilir. Bir başka deyişle, “küfür” bilgisi toplumsaldır. Dolayısıyla “Totoş” bir toplumda eğlenceli bir lakap sayılırken, başka bir toplulukta uygunsuz bulunabilir. Bu, dilsel görelilik olgusunun tipik bir örneğidir.
Epistemolojik olarak burada önemli olan, “bilgi”nin sabit değil, kültürel olarak müzakere edilen bir gerçeklik olduğudur. Bu yüzden “Totoş küfürdür” ya da “değildir” demek, ancak belli bir toplumsal bağlam içinde doğru olabilir.
Ontolojik açıdan: Kelimenin varlık düzeyi
Ontoloji, var olanın doğasını sorgular. Bir kelimenin “varlığı” ise yalnızca telaffuz edildiği anla sınırlı değildir; anlamı, toplumun zihinsel evreninde yaşar. “Totoş” kelimesinin ontolojik konumunu anlamak için şu soruyu sormak gerekir: Bir kelime ne zaman gerçek olur?
Bir kelime, yalnızca anlam kazandığında “gerçek” olur. “Totoş”un varlığı da, onu duyan kişide bir duygu, bir çağrışım, bir tepki yarattığı anda ortaya çıkar. Eğer bu tepki rencide edici bir deneyimse, kelime ontolojik olarak “zararlı bir varlık” haline gelir. Eğer tebessüm, sıcaklık veya sevecenlik doğuruyorsa, “oyunbaz bir varlık” olur. Ontolojik olarak kelimeler, tıpkı insan ilişkileri gibi çok katmanlıdır: aynı kelime hem sevgi hem saldırı taşıyabilir.
Dil, güç ve kültür: Bir kelimenin kaderi
Felsefi olarak bakıldığında, “küfür” kavramı bir iktidar meselesidir. Michel Foucault’nun ifadesiyle, dil yalnızca iletişim değil, aynı zamanda güç ilişkilerinin taşıyıcısıdır. “Totoş”un küfür sayılıp sayılmaması da, toplumun hangi değerleri saygı, hangilerini ayıp olarak tanımladığına bağlıdır. Bu noktada dil, hem özgürleştirici hem de sınırlandırıcı bir araç haline gelir.
Bir toplumda “Totoş” kelimesi bastırılırsa, bu bastırma yalnızca dilsel değil, kültürel bir kontrol biçimidir. Fakat bu kelimenin sahiplenilmesi —örneğin mizah, popüler kültür ya da internet argosu içinde— aynı zamanda dilsel direnişin de bir formu olabilir. Böylece “küfür” olarak etiketlenen kelime, yeni bir anlam kazanır; toplumun kendi ahlaki sınırlarını yeniden tanımlamasına aracılık eder.
Sonuç: Totoş kelimesi bir aynadır
“Totoş küfür mü?” sorusunun cevabı, aslında bizim kim olduğumuzu yansıtır. Çünkü bir kelimeye yüklediğimiz anlam, o toplumun değerlerini, korkularını ve arzularını açığa çıkarır. Eğer “Totoş” bize saldırgan geliyorsa, belki de toplumsal nezaket sınırlarımız daralmıştır; eğer eğlenceli geliyorsa, mizah duygumuz hâlâ canlıdır.
Felsefi düzlemde her kelime, insanın anlam arayışının bir parçasıdır. Hiçbir kelime özünde “küfür” değildir; ancak insanın onu nasıl kullandığı, onu neye dönüştürdüğünü belirler. Belki de soruyu şöyle değiştirmeliyiz: “Kelimeler mi küfre dönüşür, yoksa biz mi onları küfre dönüştürürüz?”
Okuyucuya bırakılacak son düşünce şudur: Dil, yalnızca bir araç değil, ahlaki bir seçimdir. Peki, sizce “Totoş”un anlamını belirleyen toplum mu, yoksa onu kullanan bireyin niyeti mi?