İç Ses Hangi Hastalıktır? Bir Genç Yetişkinin İçsel Çalkantısı
Bazen bir ses, kafamızın içinde yankı yapar; çok güçlüdür, susturulması zordur ve bazen bizi dışarıdan daha fazla etkiler. İç ses… Herkesin bir iç sesi vardır, diyoruz ya, ama ya o ses, zihnimize o kadar yerleşirse ki, ne düşündüğümüzü anlamamız bile zorlaşır? Kayseri’de, 25 yaşımdayken bir anda kaybolduğumu fark ettim. Ne düşünüyordum, ne hissediyordum, ya da bu iç ses beni nereye götürecekti? Tüm bunları geç fark ettim. Aslında, yıllardır içimde bir ses vardı ve o sesin adını koymaya cesaretim yoktu. Ama şimdi diyorum ki; iç ses bir hastalık mıdır? Belki de bir süre sonra gerçek benliğimi kaybetmek, bu sesin içinde kaybolmak bir hastalık halini almıştı.
Sesin Başlangıcı: Normalden Farklı Bir Şeyler Var
Bir sabah, Kayseri’nin o tipik soğuk sabahlarından birinde, gözlerimi açıp işe gitmeye hazırlanırken, kafamda bir düşünce vardı. Bütün gece rüyalarımda o sesi duymuştum. Kafamın içinde bir şeyler dönüp duruyordu. Hani bazen, bir şeyin doğru olduğuna inanmak istersiniz ama o düşünce hep bir kenarda bir köşe de bir başka düşünceyle savaşa girer. İşte o ses, o savaşı başlatmıştı.
“Yapma, hayır, gitme,” diyordu ses.
“Gitmelisin, bu fırsat kaybolursa bir daha bulamazsın,” diyordu başka bir ses.
İçimdeki bu ses, sabahın o ilk saatlerinde bile beni etkiliyordu. Sanki iki farklı insanla konuşuyormuş gibi hissediyordum: bir tarafım neşeyle, heyecanla geleceği düşünürken, diğer tarafım korkuyordu, endişeliydi ve geriye gitmek istiyordu. “Hadi, kalk ve git,” dedim, “Bugün önemli bir gün, hayatımda bir dönüm noktası olabilir.” Ama içimdeki ses, beni boğuyor gibi bir şey hissettiriyordu. “İç ses bir hastalık mı?” diye düşünmeye başladım. Bu ses, beynimi sarmaya başladığında ne yapmam gerektiğini bilemedim. İç ses, bana yön vermeye çalışırken, ben de ona teslim olmamak için direniyordum. Ama her geçen dakika o ses daha da büyüyordu.
Ses Büyüdü: “Geri Dön”
Her şey o kadar hızlı gelişti ki, başta normal gibi gelmişti ama sonra iç ses, kendini daha güçlü hissettirmeye başladı. Bir arkadaşım vardı, adı Mert. Birlikte çok zaman geçirdiğimiz için, bazen ona iç sesimin gürültüsünden bahsederdim ama bana hep “Ne yani, iç sesinden bahsediyorsun, sen ciddi misin?” diye gülüp geçerdi. Ama bir gün, Mert’in bana söylediği bir şey aklımdan çıkmadı: “Bazen iç sesin seni yönlendiriyor olabilir, ama unutma, sana zarar vermeye başlarsa, o ses bir hastalık olur.”
O an Mert’in söyledikleri kafamda çınlamaya başladı. Acaba haklı mıydı? Gerçekten de iç sesim beni yavaşça yönlendirmiyor muydu? Zihnimin derinliklerinde kaybolmaya başladım. Yavaşça, ama kesin bir şekilde, iç sesim bana geri dönmem gerektiğini söylüyordu. “Yapma, gitme, onunla görüşme, bu sefer de başarısız olacaksın,” diyordu. Ama karşı tarafta bir ses daha vardı, “Git, dene, belki bu sefer her şey farklı olur.”
Bir gün, bir sabah, Mert’e ne kadar yakın olduğumu, iç sesimin beni nasıl etkilediğini anlatmaya karar verdim. Onunla konuşurken, gözlerimdeki boşluğu fark etti. Mert, “Sana bir şey söyleyeyim mi?” dedi. “Bu ses senin başını döndürüyor, ama gerçek sensin, bu ses değil.”
O an bir şeylerin farkına vardım. İç sesim beni kontrol etmeye başlamıştı. Kendi kararlarımı almakta zorluk çekiyordum. Kendimi kaybediyordum.
“İç Ses Bir Hastalıktır”: Gerçekten mi?
Bir hafta boyunca, her gün iç sesimin yankılarıyla uyanıp, her gece bu sesin nereye götüreceğini düşünerek uyudum. O kadar karmaşık bir hal aldı ki, bu durumun bana nasıl etki ettiğini anlamam zaman aldı. Bir sabah, kendime, “Artık bu iç sesi susturmalı mıyım?” diye sordum. Ama cevap her zaman “Hayır” oluyordu. Çünkü o ses, kendimi tanımama, doğruyu bulmama yardımcı oluyordu. Ama sonra, o sesin bana zarar verdiğini fark ettim. Beni sürekli korkutuyor, güvenimi sarsıyordu.
Bir gün, bir arkadaşımın tavsiyesiyle bir psikologla görüşmeye karar verdim. Ona, içimdeki sesin beni nasıl etkilediğini anlattım. Psikolog, “İç sesin, bazen seni koruyan, bazen de seni engelleyen bir mekanizma olabilir. Eğer bir hastalık gibi seni sürekli kontrol etmeye başlarsa, o zaman bu sesin bir sorunun belirtisi olduğunu söyleyebiliriz,” dedi. O an ne kadar rahatladığımı anlatamam. Sonunda iç sesimin bir anlamı, bir nedeni vardı. İç sesin kaybolması değil, doğru şekilde kontrol edilmesi gerektiğini öğreniyordum.
Sonra Ne Oldu?
İç sesimin kaybolması gerekmedi, ama kontrol edebilmem gerekiyordu. Benim iç sesim, tıpkı herkesin yaşadığı gibi, zaman zaman başımı döndürüyordu, ama bu iç sesin beni yalnızca yönetmesine izin vermek yerine, ona dur demeyi öğrendim. “İç ses bir hastalık mıdır?” sorusunun cevabını vermek belki de bu kadar basit değildi. Bazen o ses beni savunmasız hissettirse de, bazen de beni güçlü kılıyordu. Ama sonradan fark ettim ki, duygularımızı ve iç sesimizi kabul etmek, onlarla barış içinde yaşamak, belki de en sağlıklısıydı.
O günden sonra, iç sesimi kontrol altına almayı öğrendim ve her şey değişti. Artık bir karar vermek zorunda kaldığımda, o sesi dinlerken daha bilinçli oluyorum. İç sesimin bana yol göstermesi gerektiğini kabul ediyorum ama sonunda, kendi kararlarımı ben veriyorum. Kimse, hiçbir ses, bana kim olduğumu unutturamaz.
Ve şimdi, Kayseri’de her sabah, o iç sesime bakarak, sesin bana ne anlatmak istediğini dinliyorum. Ama artık bilerek, bilinçli olarak dinliyorum.