İnsan hakları Evrensel Bildirgesi: Tarih, İzmir sıcağı ve benim gereksiz düşünce kasım
Sizi Carsiiletisim’da “İnsan hakları Evrensel Bildirgesini Türkiye ne zaman imzaladı” konusuyla ilgili özenle hazırlanmış bu içeriğe bekliyoruz.
İzmir’de 25 yaşında bir genç olarak hayatımın büyük bir kısmı iki şey arasında geçiyor: birincisi Kordon’da esen rüzgârın romantik mi yoksa “şapkanı tut yoksa uçacak” mı olduğuna karar vermek, ikincisi de kafamın içinde sürekli dönen anlamsız ama ısrarcı sorular.
Mesela geçen gün arkadaşlarla otururken biri “İnsan hakları Evrensel Bildirgesini Türkiye ne zaman imzaladı?” diye sordu. Soru basit. Cevap net. Ama benim beynim bunu “evrenin anlamı ve çay fiyatlarının neden sürekli arttığı” seviyesine taşıdı.
Ve işte yazı tam olarak oradan doğdu.
İnsan hakları Evrensel Bildirgesini Türkiye ne zaman imzaladı?
Önce işin net kısmı: Türkiye, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni 1949 yılında kabul etmiştir. Yani Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 1948’de kabul edilen bu metne, Türkiye bir yıl sonra destek vermiştir.
Ama benim beynim için bu bilgi “kuru tarih” değil. Bu bilgi, İzmir’de Konak’ta martıların simit kavgası yaptığı bir sabah kadar canlı bir şey.
Çünkü kabul edelim, “insan hakları” gibi büyük kavramlar kulağa biraz resmi geliyor ama hayatın içine girince bambaşka bir hal alıyor.
Mesela geçen gün markette yaşadığım olay:
Market rafı ve evrensel haklar arasında kurduğum garip bağ
Kasada sıra bekliyorum. Önümde biri sadece ekmek almış ama sanki tüm mahallenin ekmeğini alıyormuş gibi bir ciddiyet var.
İç sesim devreye giriyor:
“Bu insanın bekleme hakkı var, benim de sabır hakkım var, kasiyerin de mola hakkı var… İnsan hakları Evrensel Bildirgesi bu anı görse ne derdi acaba?”
Sonra kendime gülüyorum.
Yanımdaki arkadaş:
“Ne sırıtıyorsun tek başına?”
Ben:
“Hiç… insan haklarını düşündüm.”
O:
“Abi sen İzmir’de fazla güneş almışsın.”
Haklı olabilir.
Ama işin komiği şu: İnsan hakları Evrensel Bildirgesi sadece kitaplarda değil, böyle gündelik saçma anlarda bile karşına çıkıyor.
1948’den İzmir sokaklarına uzanan garip bir yol
Bir düşünelim. 1948’de dünya “bir daha böyle şeyler olmasın” diyerek bir metin kabul ediyor. Türkiye de 1949’da bu sürece dahil oluyor.
Ve sonra 2020’ler… İzmir… ben… ve Wi-Fi çekmeyince sinir krizi geçiren insanlar.
Dünya nereden nereye gelmiş gibi görünüyor ama aslında mesele aynı: insan onuru.
Ben bunu ilk kez çok dramatik bir şekilde fark etmedim tabii. Daha çok şöyle oldu:
Evde yalnızken aşırı düşünen modum
Gece 02:30.
Tavanı izliyorum.
İç ses:
“İnsan hakları Evrensel Bildirgesi… Türkiye ne zaman imzaladı… neden bu bilgi aklıma geldi… ben neden tavanı izliyorum…”
Sonra kalkıp su içiyorum. Su içerken bile düşünüyorum:
“Temiz suya erişim de bir insan hakkı.”
Kendime bile fazla ciddiyim bazen, ama İzmir’de 25 yaşında olup da biraz fazla düşünmemek mümkün değil gibi geliyor.
İnsan hakları Evrensel Bildirgesi ve gündelik hayatın küçük absürtlüğü
Bildirge dediğimiz şey aslında çok net: herkes eşit, herkes özgür, herkes onurlu yaşama hakkına sahip.
Ama hayat bunu bazen şöyle test ediyor:
Kahve kuyruğu felsefesi
Kafede sıra bekliyorum. Önümde biri “soya sütlü, ekstra köpüklü, üstüne tarçınlı ama şekersiz” bir şey istiyor.
Barista içten içe çöküyor.
Ben iç ses:
“Bu kişinin sipariş hakkı var, baristanın da psikolojik dayanma hakkı var…”
Sonra kendime dönüyorum:
“Ben niye bunu insan haklarıyla ilişkilendiriyorum?”
Ama ilişkilendiriyorum işte.
Çünkü İnsan hakları Evrensel Bildirgesini Türkiye ne zaman imzaladı? sorusu bile aslında sadece tarih değil, bir zihinsel refleks haline geliyor.
İzmir’de büyümek ve “fazla düşünme” sendromu
İzmir’de büyüyen herkesin içinde hafif bir felsefeci kırıntısı olduğunu düşünüyorum.
Deniz var, güneş var, martı var… ve bol bol düşünme var.
Mesela vapurda giderken:
Yanımdaki teyze:
“Gençler hiç saygı kalmadı.”
Ben iç ses:
“Saygı bir insan hakkı mı? Evet, dolaylı olarak evet.”
Sonra kafamda Birleşmiş Milletler toplantısı yapıyorum.
Gerçekte ise sadece Karşıyaka vapurundayım.
Arkadaş muhabbeti: tarih sorusu ve sosyal çöküş
Bir gün arkadaş ortamında yine konu açıldı:
“İnsan hakları Evrensel Bildirgesini Türkiye ne zaman imzaladı?”
Biri dedi ki:
“1949 muydı ya?”
Diğeri:
“Abi onu niye biliyoruz?”
Ben:
“Bilmiyoruz aslında… hissediyoruz.”
Herkes bana baktı.
Bazen fazla derin konuşuyorum, kabul.
Ama sonra şunu ekledim:
“Yani Google olmasa muhtemelen kimse net hatırlamaz ama mesele tarih değil, fikrin kendisi.”
Sessizlik.
Sonra biri:
“Çay söyleyelim mi?”
Ve felsefe bitti.
İç sesimle İnsan hakları Evrensel Bildirgesi tartışması
Bazen kendi kendime tartışıyorum.
İç ses 1:
“Bu kadar düşünmek gerekli mi?”
İç ses 2:
“Evet, çünkü insan hakları Evrensel Bildirgesi ciddi bir konu.”
İç ses 1:
“Tamam ama markette sıra beklerken bunu düşünmek biraz fazla değil mi?”
İç ses 2:
“Hayır, bu aslında bilinç.”
İç ses 1:
“Abi sus artık su alacağım.”
İç ses 2:
“Su da bir hak.”
Ben:
“Yeter.”
1949 bilgisi neden kafamda sürekli dönüyor?
İnsan hakları Evrensel Bildirgesi Türkiye tarafından 1949 yılında kabul edildi bilgisi aslında basit bir tarih.
Ama benim beynim bunu “arka planda sürekli çalışan uygulama” gibi açıyor.
Mesela otobüste:
Şoför ani fren yapıyor.
Ben:
“İnsanların güvenli ulaşım hakkı…”
Evde bulaşık yıkıyorum.
Ben:
“Sağlıklı yaşam hakkı…”
Telefonum donuyor.
Ben:
“Dijital ifade özgürlüğü…”
Tamam, biraz abartıyorum ama İzmir sıcağında beyin bazen kendi felsefe kulübünü kuruyor.
Kendimle dalga geçme anı
Arkadaşım dedi ki:
“Sen her şeyi bağlarsın ya, inanılmaz.”
Ben:
“Teşekkür ederim.”
O:
“Bu iltifat değil.”
Ben:
“Biliyorum.”
Ama içten içe gülüyorum çünkü gerçekten de her şeyi bağlamayı başarıyorum.
İnsan hakları Evrensel Bildirgesini Türkiye ne zaman imzaladı? sorusu bile benim için “günlük düşünce sporu” gibi.
İnsan hakları Evrensel Bildirgesi ve modern hayatın garip ritmi
Günümüz dünyasında herkes hızlı. Mesajlar hızlı, yemek hızlı, düşünceler bile hızlı.
Ama insan hakları gibi konular biraz yavaş düşünme istiyor.
Ben ise İzmir’de rüzgârın bile bazen acele ettiği bir şehirde yaşıyorum.
Bu çelişki bile komik aslında.
Mini sahne: Kordon yürüyüşü
Arkadaş:
“Hayat çok hızlı değil mi?”
Ben:
“Evet, ama 1948’de böyle düşünülmemişti.”
Arkadaş:
“Ne?”
Ben:
“Hiç.”
Sonra martılara bakıyoruz.
Martılar bile daha az düşünüyor gibi.
Son düşünce döngüsü: tarih, insan ve biraz kafa karışıklığı
Tavsiye Ettiğimiz İçerik: İnsan hakları Evrensel Bildirgesini kim yazdı ?
İnsan hakları Evrensel Bildirgesi Türkiye tarafından 1949’da kabul edildi.
Bu bilgi tek başına basit bir tarih gibi duruyor ama içine biraz bakınca insan, toplum ve yaşam üzerine bir sürü şey çağrıştırıyor.
Benim gibi İzmir’de yaşayan, fazla düşünen, bazen kendi düşüncelerine bile gülen biri için ise bu konu sadece tarih değil; günlük hayatın içine sızan küçük bir zihinsel oyun.
Ve bazen gerçekten en komik şey şu oluyor:
Hayat ciddiyken bile, sen kafanın içinde sürekli küçük bir stand-up gösterisi yapıyorsun.