Yarım Damak Diş Ne Demek?
Kayseri’nin soğuk sabahlarından birinde, uzun zamandır içimde biriken duyguları dökmek istedim. O an, içimde kaybolan bir şey vardı, kelimelere dökülmeyi bekleyen bir boşluk. Yarım damak diş… Bu cümleyi ne kadar çok duydum, ne kadar çok hissettim. Ama bu tabirin ne anlama geldiğini gerçek anlamda öğrendiğimde, işlerin hiç de düşündüğüm gibi olmadığını fark ettim.
1. O Anı Hatırlıyorum
Bir kış sabahıydı. Çocukluk arkadaşım Hakan’la Kadınlar Pazarı’na gitmek için buluşmuştuk. Hakan’ın yüzü her zamanki gibi güleryüzlüydü, ama ben bir eksiklik hissediyordum. O, hayatı hep umutla, neşeyle görebilen biri olduğu için, bazen onun gözlerinden bile düşen bir şeyin ne olduğunu anlamakta zorlanıyordum.
Kadınlar Pazarı’na geldiğimizde, her zamanki gibi taze sebzeler, renkli elmalar, narlar gözümüze çarptı. Ama bir şey vardı… Bir adam vardı. O adamın adı İsmail, her sabah aynı köşe başında, aynı yoldan geçerken karşılaşıyordum. Yaşlıydı, ama gözlerinde bir ışık vardı, ama o ışık, sabah güneşi gibi kısa süreliydi.
İsmail’in dişleri eksikti. Sağ üst dişinin yarısı, sağ alt dişinin dörtte biri kayıptı. Onunla konuşurken, o eksik dişlere odaklanmamak imkansızdı. Ama bir de şöyle bir şey vardı; bir insanın ne kadar eksik olursa olsun, o eksiklik bazen o kadar içsel bir bütünlükle karışıyordu ki, biz diğer insanlardan daha fazla neyi görmek isterdik, bilinçli bir şekilde gözümüze yansıyan şeyler?
İsmail’in yüzüne baktığımda, yalnızca eksik dişleri değil, yılların yükünü de hissediyordum. “Yarım damak diş” derken, bu bir tanım olmaktan çok, bir insanın hayattaki kayıplarının, mücadelelerinin ve zorluklarının bir yansımasıydı. Kaybolan dişler, kaybolan umutlar gibiydi.
2. Gözlerinden Duyduğum Hayal Kırıklığı
Bir gün, Kadınlar Pazarı’na İsmail yine geldi. Elinde birkaç tane soğan vardı, bazen bir insan bu kadar alışılmışken neden fark edilmiyor diye düşündüm. “Günaydın İsmail amca!” dedim, onun bakışlarını hissettim. Onun bakışları hep bir yere gitmeye çalışan, fakat yolu bir türlü bulamayan bir şekildeydi.
“Günaydın, evlat,” dedi, gözlerinde bir boşluk vardı. “Biliyorsun, yarım damak dişim var.”
O an kalbimde bir şeyler kırıldı. Yarım damak diş… Onun için bir eksiklik, bir kayıp anlamına geliyordu belki de ama ben, belki de çok fazla duygusal insan olduğum için, bu lafın bende yarattığı yankıyı içimde yaşadım. Gözlerinde, hayatın ne kadar kırılgan ve bozuk olduğunu bir kez daha hissettim. Bir insanın sahip olduğu yarım damak dişi, bir başkasının hayatını ne kadar etkileyebilirdi? Ama o an hissettim ki, bu yalnızca dişin kaybı değil, daha derin bir şeydi. Bir hayal kırıklığı, bir umut kaybı.
3. Bir Mola, Bir Düşünce
O gün İsmail’in yüzündeki o yarım dişi daha iyi gördüm. Ve biraz daha düşündüm. Kayseri’nin dondurucu soğuklarında, İsmail her gün o kadar zorlanıyor, o kadar hayata karşı mücadele ediyordu ki, yılların birikintisiyle ruhunun eksiklikleri birleşiyordu. “Yarım damak diş” cümlesi, onun hayatını özetleyen bir metafordandı aslında. Sadece dişi kaybolmamıştı; umutları, bekledikleri, hayalleri de birer birer kayboluyordu.
Hakan’la yavaşça yürümeye devam ettik, pazardan birkaç şey aldık, gülüp şakalaştık ama ben hala İsmail’i düşünüyordum. Bir insanın yoksulluğu, kayıpları bazen ne kadar da görünmeyen bir şekilde içimizde yankı uyandırıyordu.
4. Yarım Damak Dişin Hikayesi
Yarım damak diş, aslında bir tabir olmaktan çok, bir yaşam biçimiydi. İnsan hayatta ne kadar eksik olursa, ne kadar kaybolmuşsa, hayatını yeniden toparlamak ne kadar zorlaşırsa, “yarım damak diş” terimi daha derinleşiyordu. İsmail’in yaşadıkları, kayıpları, yüzündeki eksiklikle birleşerek, bana hem bir umut hem de bir hayal kırıklığı olarak yansıdı.
O gün, İsmail’in eksik dişi bir metafora dönüştü. O diş, eksik kalmış bir hayattı. Onunla konuştuğumda, kalbimde bir şey daha kırıldı. Belki de insan, kayıplarını hiçbir zaman tam olarak kabul edemezdi. Yarım damak diş, bazen kaybolmuş hayallerin, yarım kalan hikayelerin bir sembolüydü.
5. Sonunda: Bir Yarım Damak Dişin Ardında
O gün İsmail’in gözlerine baktığımda, eksikliğin yalnızca bir diş kaybı olmadığını, hayatta çok daha büyük kayıpların olabileceğini fark ettim. Yarım damak diş, belki de sadece bir kayıptan çok, bir şeyin tamamlanamadığını, bir boşluğun her zaman bir şekilde var olduğunu anlatıyordu.
Ben de bazen düşündüm, acaba ben de bir şeyin eksik olduğunu fark ediyorum ama bir türlü tamamlayamıyor muyum? Yarım damak diş, sadece bir dilin değil, bir hayatın da ifadesiydi. Bunu içimde hissederek yürüdüm o gün, Kayseri’nin soğuk sokaklarında, içimde bir şeyin eksik olduğunu kabullenerek.